Küresel finans piyasalarının kalbi olan ABD hisse senedi piyasalarında son dönemde gözlemlenen fiyat hareketleri, ekonomi tarihinin en büyük spekülatif dönemlerinden biri olan dot-com balonu zirvelerini hatırlatmaya başladı. Ben Deniz Kemal Hakverir; bugün sizlerle bu tehlikeli yakınlaşmanın makroekonomik arka planını ve merkez bankalarının bu süreçteki kritik rolünü inceleyeceğiz. Mevcut piyasa çarpanları ve değerleme rasyoları, 2000’li yılların başındaki teknoloji odaklı aşırı ısınma emarelerini yeniden gündeme taşıyor. Bu durum, sadece bir borsa hareketi değil, aynı zamanda para politikası ve küresel likidite dengeleri açısından da ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
Piyasa değerlemelerinin bu denli yüksek seviyelere ulaşması, temel olarak fonlama maliyeti ve risksiz getiri oranları arasındaki makasın daralmasıyla yakından ilgilidir. Fed’in faiz patikası üzerindeki belirsizlikler sürerken, hisse senedi piyasalarının tarihsel ortalamaların çok üzerine çıkması, yatırımcıların risk iştahının rasyonel zeminden koptuğuna dair endişeleri artırıyor. Dot-com döneminde olduğu gibi, bugün de teknoloji ve inovasyon odaklı şirketlerin piyasa değerleri, reel kazanç projeksiyonlarının önüne geçmiş durumda. Bu noktada swap piyasalarındaki fiyatlamalar ve tahvil faizlerindeki dalgalanmalar, piyasanın bu yüksek değerlemeleri ne kadar süre tolere edebileceğine dair ipuçları veriyor.
Makro perspektiften baktığımızda, ABD piyasalarındaki bu ısınmanın gelişmekte olan piyasalar üzerindeki etkisi kaçınılmazdır. Bugün itibarıyla USD/TL kurunun 45,5977 seviyelerinde seyrettiği bir ortamda, küresel risk iştahındaki herhangi bir ani daralma, sermaye akışlarının yönünü hızla değiştirebilir. Eğer ABD borsalarında bir düzeltme hareketi başlarsa, bu durum dolar endeksinin güçlenmesine ve gelişmekte olan para birimleri üzerinde ek baskı oluşmasına neden olabilir. EUR/TL 53,2744 ve GBP/TL 61,0671 seviyelerindeki hareketlilik, küresel parite dengelerinin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Değerleme zirvelerine yaklaşılırken, güvenli liman arayışındaki değişimler de dikkat çekicidir. Ons Altın fiyatının 4.540,64 dolar seviyesine gelmesi ve Gram Altın fiyatının 6.644,89 TL olarak kaydedilmesi, yatırımcıların hisse senedi piyasalarındaki aşırı değerlenmeye karşı bir korunma kalkanı oluşturma çabasını yansıtıyor olabilir. Ancak gümüş piyasasında görülen %8,84’lük sert düşüşle Gram Gümüş fiyatının 111,19 TL’ye gerilemesi, emtia piyasalarında da likidite ve volatilite riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu tablo, finansal varlıklar arasındaki korelasyonun ne kadar karmaşıklaştığını ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, merkez bankalarının faiz kararı süreçleri ve likidite yönetimi, bu balon riskinin sönümlenmesi ya da daha da büyümesi noktasında belirleyici olacaktır. Fed’in enflasyonla mücadele ile finansal istikrar arasındaki ince çizgide yürümesi gerekiyor. Değerlemelerin dot-com zirvelerine yaklaşması, piyasaların hata payının azaldığını gösteriyor. Yatırımcıların bu süreçte makro verileri ve merkez bankası iletişimlerini her zamankinden daha dikkatli takip etmesi, portföy çeşitlendirmesinde rasyonel kalması büyük önem arz etmektedir. Unutulmamalıdır ki, tarih tekerrürden ibaret olmasa da finansal piyasalarda aşırılıklar her zaman bir denge noktasına geri dönme eğilimindedir.




