Kıymetli dostlar, çarşıda pazarda dolaşırken esnafımızın da vatandaşımızın da gözü kulağı hep aynı yerde: Cebimizdeki paranın alım gücü ne olacak, birikimlerimiz eriyecek mi? Bugünlerde küresel piyasalarda tam da bizim bu derdimize tercüman olan çok kritik bir başlık tartışılıyor. ABD Hazinesi cephesinde Bessent tarafından gündeme taşınan tahvil geri alımları konusu, finans dünyasında adeta yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Konuşulan asıl mesele ise son derece çarpıcı: Hazine’nin bu geri alım adımları, doların değer kaybı sürecini yani küresel adıyla dollar debasement eğilimini yeniden alevlendirebilir mi?
Gelin bu teknik meseleyi biraz çarşı diline çevirelim, lafı dolandırmadan konuşalım. Hazine’nin piyasadan kendi kağıtlarını geri alması demek, piyasaya doğrudan para bırakılması ve likiditenin rahatlatılması demektir. Ancak madalyonun diğer yüzünde çok hassas bir terazi duruyor. Piyasada para bollaştıkça ya da borç yönetiminde bu tip adımlar sıklaştıkça, paranın kendi içsel gücü sorgulanmaya başlar. İşte tam burada yabancıların debasement dediği, bizim ise çok iyi bildiğimiz o meşhur durum ortaya çıkıyor: Paranın satın alma gücünün yavaş yavaş aşınması. Dolar gibi dünyanın rezerv parasında böyle bir erozyon beklentisi doğarsa, dalgaları bizim Kapalıçarşı’ya kadar ulaşır.
Bizim insanımız paranın değer kaybettiği dönemlerde ne yapar? Çok iyi bilirsiniz; geleneğimizde alın teriyle kazanılan üç kuruşu korumanın yolu asırlardır bellidir. Eğer küresel ölçekte doların değerinde bir zayıflama veya aşınma ihtimali masaya geliyorsa, gözler anında güvenli limanlara çevrilir. Vatandaşımızın yastık altında sakladığı, düğününde taktığı, zor gün için bir kenara ayırdığı gram altın ve çeyrek altın tam da bu tür belirsizlik zamanlarında akla gelir. Doların değer erozyonuna uğradığı dönemler, tarih boyunca kıymetli metallerin değerini muhafaza etme işlevini hep güçlendirmiştir.
Peki, Bessent öncülüğündeki bu geri alım stratejisi gerçekten doları zayıflatacak yeni bir dalgayı tetikler mi? Piyasadaki kurtlar şu an ikiye bölünmüş durumda. Bir taraf Hazine adımlarının sistemi rahatlatacağını savunurken, diğer taraf bu politikaların doların itibarını ve değerini zedeleyeceğini fısıldıyor. Şayet ikinci senaryo ağır basarsa, küresel ölçekte paranın değerini korumak isteyen büyük fonlar da tıpkı bizim Anadolu insanı gibi somut, basılamayan ve borç karşılığı olmayan varlıklara sığınmak isteyecektir. Bu durum da sarı madenin cazibesini küresel çapta diri tutmaya devam eder.
Bizler çarşı esnafı olarak her zaman gerçekçi olmak zorundayız. Büyük devletlerin borç yönetimleri, hazine politikaları ve küresel hamleleri uzakta gibi görünse de günün sonunda gelir manavdaki domatesin, kasaptaki etin ve kuyumcudaki bileziğin fiyatını etkiler. Paranın değer erozyonuna uğraması, tasarruf sahibinin en büyük kabusudur. İşte bu yüzden Hazine politikalarını ve doların aşınma riskini çok yakından takip etmek, birikimlerimizi enflasyona ve küresel para oyunlarına karşı koruma refleksimizi taze tutmak durumundayız.
Özetle dostlar, piyasada rüzgarın yönü ne olursa olsun ayağımızı yorganımıza göre uzatmak ve var olanı korumak her şeyden mühimdir. Yatırım tavsiyesi vermeden, sadece çarşının ve tarihin bize öğrettiği tecrübeyle söylüyorum: Küresel paraların değer kaybı tartışıladursun, vatandaşın helal kazancını koruma mücadelesi her daim ilk sırada kalacaktır. Gelişmeleri adım adım izlemeye, çarşının nabzını birlikte tutmaya devam edeceğiz.




