Küresel piyasalar, ABD’den gelen enflasyon sinyalleriyle yeni bir baskı dalgasının eşiğinde. Dow Jones, S&P 500 ve Nasdaq vadeli endekslerinde gözlenen geri çekilmeler, yatırımcıların fiyat istikrarına yönelik endişelerinin sürdüğünü kanıtlıyor. Enflasyonun hedeflenen seviyelere inmekte direnç göstermesi, hem para politikaları hem de enerji piyasaları üzerinde doğrudan bir baskı unsuru oluşturuyor. Enerji emtiaları uzmanı olarak, bu tablonun sadece hisse senetlerini değil, petrol ve doğalgaz gibi kritik arz-talep dengelerini de derinden etkilediğini söyleyebilirim.
ABD ekonomisindeki bu belirsizlik, doların küresel gücünü korumasına neden olurken, gelişmekte olan piyasalarda da yankı buluyor. Bugün itibarıyla USD/TL paritesinin 45,5771 seviyesinde yatay bir seyir izlemesi, piyasaların temkinli bekleyişini yansıtıyor. Enflasyon endişeleri, Fed’in faiz artırım veya sabit tutma döngüsünü uzatabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, sanayi üretimi ve dolayısıyla enerji talebi üzerinde aşağı yönlü bir risk oluşturuyor. Petrol fiyatlarının bu makroekonomik verilerden bağımsız hareket etmesi mümkün görünmüyor.
Enerji piyasaları açısından baktığımızda, OPEC+ grubunun üretim politikaları ve ABD’nin stratejik stok verileri, enflasyonist baskılarla birleşerek volatiliteyi artırıyor. Eğer ABD borsalarındaki bu negatif hava kalıcı olursa, küresel büyüme beklentilerinin zayıflaması Brent ve WTI petrol fiyatlarında talep yönlü bir baskı yaratabilir. Şu anki piyasa verilerine göre, Ons Altın fiyatının 4.505,05 dolara gerilemesi ve gümüşteki sert düşüş, yatırımcıların nakde veya daha güvenli limanlara yönelme çabasını gösterse de, genel risk iştahının azaldığına işaret ediyor.
Jeopolitik risklerin arz tarafındaki kısıtlayıcı etkisi, talep tarafındaki bu endişelerle dengelenmeye çalışılıyor. Ancak enflasyonun kalıcı olması, maliyet artışlarını tetikleyerek enerji yoğun sektörlerdeki karlılığı düşürüyor. Gram Altın fiyatının 6.600,83 TL seviyesine çekilmesi, iç piyasada da küresel satış dalgasının hissedildiğini gösteriyor. Yatırımcılar, ABD’den gelecek olan makroekonomik verileri ve şirket bilançolarını, enflasyonun gidişatını anlamak için birer pusula olarak kullanmaya devam edecektir.
Sonuç olarak, Dow ve Nasdaq gibi teknoloji ve sanayi ağırlıklı endekslerdeki düşüş, piyasanın yüksek faiz ve yüksek enflasyon senaryosuna henüz tam olarak adapte olamadığını gösteriyor. Enerji maliyetlerinin bu denklemdeki rolü, hem üretici hem de tüketici fiyat endeksleri için belirleyici olmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde, ABD stok verileri ve istihdam rakamları, piyasaların yönünü tayin etmede kritik rol oynayacaktır. Bizler için asıl soru, bu enflasyonist baskının enerji talebini ne ölçüde törpüleyeceği olacaktır.




