Sermaye piyasalarında yön arayışı devam ederken, deneyimli analist Ahmet Mergen tarafından yapılan son değerlendirmeler, makroekonomik dengelerin borsa üzerindeki baskısını bir kez daha gündeme taşıdı. Ekotürk ekranlarında paylaşılan analizde öne çıkan ‘yüksek enflasyon, yatay endeks ve yön arayışı’ tespiti, makroekonomik perspektiften incelendiğinde oldukça kritik sinyaller barındırıyor. Bir makroekonomi yazarı olarak, borsa performansının salt şirket kârlılıklarından ibaret olmadığını, enflasyon ve faiz gibi temel makro değişkenlerin birer türevi olduğunu her fırsatta vurguluyorum. Mergen’in dikkat çektiği bu yatay seyir, tam da bu makroekonomik sıkışmanın bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Yüksek enflasyon ortamı, finansal piyasalarda nominal ve reel getiri arasındaki makasın açılmasına neden olur. BIST endeksinin yatay bir bantta hareket etmesi, yatırımcıların enflasyon karşısında reel getiri elde etme arayışında zorlandığını gösteriyor. Enflasyonist süreçlerde şirketlerin nominal ciroları yükselirken, artan girdi maliyetleri ve finansman yükü marjları baskılamaktadır. Bu durum, hisse senedi piyasalarında seçici bir yaklaşımı zorunlu kılarken, endeks genelinde net bir yukarı yönlü trendin oluşmasını engellemektedir. Dolayısıyla, Mergen’in vurguladığı ‘yön arayışı’, aslında makroekonomik belirsizliklerin piyasa fiyatlamaları üzerindeki kararsızlık etkisidir.
Piyasalardaki bu kararsızlık ve yön arayışı sürecinde, alternatif yatırım araçlarının seyri de hisse senedi piyasasını doğrudan etkilemektedir. Güncel verilere baktığımızda, USD/TL kurunun 45,9165 seviyesinde dengelendiğini, EUR/TL kurunun ise 53,5748 seviyesinden işlem gördüğünü gözlemliyoruz. Döviz kurlarındaki bu stabilizasyon çabaları ve küresel piyasalarda Ons Altın fiyatının 4.539,23 dolara ulaşmasıyla birlikte yurt içinde Gram Altın fiyatının 6.687,67 TL seviyesine yükselmesi, yatırımcı algısını şekillendiren diğer önemli unsurlardır. Alternatif getirilerin ve emtia grubunun güçlü duruşu, BIST üzerindeki likidite baskısını artırarak yatay seyrin uzamasına katkıda bulunuyor.
Makroekonomik açıdan bakıldığında, yatay endeks hareketleri genellikle bir konsolidasyon veya karar aşamasına işaret eder. Ahmet Mergen analizinde belirtilen yatay seyir, piyasanın yeni bir katalizör beklediğinin en somut göstergesidir. Enflasyon verilerinde kalıcı bir düşüş eğiliminin görülmesi veya para politikasında gevşeme sinyallerinin alınması gibi makroekonomik gelişmeler, bu yatay bandın kırılmasında belirleyici olacaktır. Ancak mevcut yüksek enflasyon patikası devam ettiği sürece, risksiz getiri oranlarının yüksek seyretmesi hisse senetlerine yönelik risk primini artırmakta ve yatırımcıları daha temkinli bir duruşa sevk etmektedir.
Tarihsel karşılaştırmalar borsa endekslerinin yüksek enflasyon dönemlerinde reel olarak değer kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Geçmiş dönemlerde de benzer yüksek enflasyon süreçlerinden geçen piyasalar, bir süre nominal yükselişler kaydetse de, reel getiri arayışındaki yatırımcıların alternatif kanallara yönelmesiyle yatay veya negatif bir patikaya girmiştir. Bugün de BIST içerisinde benzer bir döngünün yaşandığını söylemek mümkündür. Yatırımcılar, enflasyonun tahrip edici etkisinden korunmak adına portföy dağılımlarını yeniden gözden geçirirken, borsa endeksi de bu yeni denge arayışında yönünü tayin etmeye çalışmaktadır.
Sonuç olarak, Ahmet Mergen tarafından yapılan analiz, makroekonomik gerçeklerle piyasa teknik analizinin nasıl örtüştüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yüksek enflasyon baskısı altında yön arayan BIST endeksi için önümüzdeki süreçte makro verilerin seyri kritik önem taşımaktadır. Yatırımcıların döviz, altın ve mevduat gibi alternatif araçların getirilerini yakından takip ettiği bu dönemde, borsada kalıcı bir yön tayini için enflasyonist beklentilerin çıpalanması ve makroekonomik öngörülebilirliğin artması gerekmektedir. Aksi takdirde, endeksin yatay ve dalgalı seyri bir süre daha piyasanın ana karakteri olmaya devam edebilir.




