İktisatçı yazar Mahfi Eğilmez’in hazinenin ve rezervlerin son durumuna yönelik paylaştığı veriler, ekonomi kamuoyunda oldukça geniş bir yankı uyandırdı. Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan ve adeta “eyvah” dedirtecek cinsten olan bu tablo, Türkiye’nin makroekonomik dengelerini ve özellikle dışsal şoklara karşı kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Küresel piyasalar ve enerji emtiaları perspektifinden bakıldığında, kasanın durumu doğrudan ithalat faturamızla, yani enerji maliyetlerimizle doğrudan ilişkilidir. Bugün itibarıyla piyasalarda USD/TL kurunun 46,2832 seviyesinde işlem görmesi ve EUR/TL kurunun ise 53,7643 seviyesinde dengelenmeye çalışması, rezervler üzerindeki kur baskısının ne denli yüksek olduğunu ve kasanın neden bu denli zorlandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için rezervlerin gücü, küresel emtia şoklarına karşı en önemli savunma kalkanı olarak işlev görür. Brent petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki her yukarı yönlü hareket, doğrudan cari açığı büyüterek kasanın döviz rezervlerinin erimesine neden olmaktadır. Son dönemde OPEC+ koalisyonunun arz kesintisi kararları, ABD stoklarındaki değişimler ve jeopolitik risklerin tırmanması, petrol fiyatlarını yüksek seviyelerde tutmaktadır. Bu durum, enerji ithalatı için sürekli ve yüksek miktarda döviz çıkışı anlamına gelmekte, Mahfi Eğilmez’in dikkat çektiği rezerv yetersizliği ve kasanın son durumuna dair endişeleri daha da derinleştirmektedir.
Küresel enerji piyasalarındaki arz ve talep dengesi, sadece petrol varil fiyatlarını değil, gelişmekte olan ülkelerin hazine kasalarını da doğrudan şekillendiren temel unsurdur. ABD ham petrol stoklarındaki beklenmedik azalışlar veya Ortadoğu’daki enerji koridorlarında yaşanan gerilimler, küresel piyasalarda spekülatif fiyat hareketlerini tetiklemektedir. Eğilmez’in işaret ettiği “kasanın son durumu”, bu küresel dalgalanmalar karşısında manevra alanımızın ne kadar daraldığını net bir şekilde göstermektedir. Güçlü bir rezerv yapısı ve döviz likiditesi olmadan, enerji fiyatlarındaki en ufak bir yukarı yönlü dalgalanma bile makroekonomik dengeleri sarsma potansiyeline sahiptir.
Rezervlerdeki bu hassas durum, yurt içindeki yatırımcıların güvenli liman arayışını hızlandırarak finansal piyasalardaki dengeleri de etkilemektedir. Nitekim güncel piyasa verilerine baktığımızda, Gram Altın fiyatının %2,91 artışla 6.459,98 TL seviyesine ulaşması ve küresel piyasalarda Ons Altın değerinin %2,89 yükselişle 4.341,74 doları test etmesi, piyasalardaki risk algısının ne kadar yüksek olduğunu teyit etmektedir. Yatırımcılar, rezerv yetersizliği ve enflasyonist baskılar karşısında varlıklarını korumak amacıyla altına yönelirken, bu durum yerel para birimi üzerindeki baskıyı ve dolayısıyla kasanın üzerindeki yükü daha da artırmaktadır.
Bir enerji emtiaları uzmanı olarak vurgulamalıyım ki, doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki mevsimsel ve yapısal artışlar önümüzdeki dönemde de kasanın üzerindeki en büyük risk unsuru olmaya devam edecektir. Federal Rezerv (Fed) başta olmak üzere majör merkez bankalarının sıkı para politikaları küresel likiditeyi daraltırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin dış finansman bulma maliyetini yukarı çekmektedir. Mahfi Eğilmez’in paylaştığı veriler, bu zorlu küresel finansal iklimde kendi kaynaklarımıza dayanmanın ve güçlü bir rezerv yönetimi uygulamasının ne kadar acil ve hayati bir ihtiyaç olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak, kasanın son durumu sadece içsel ekonomi politikalarının değil, aynı zamanda küresel enerji jeopolitiğinin ve emtia piyasalarındaki arz-talep dengesinin de kaçınılmaz bir yansımasıdır. Türkiye’nin orta ve uzun vadede ekonomik istikrarı kalıcı hale getirebilmesi ve rezervlerini yeniden tahkim edebilmesi için enerji ithalatına olan bağımlılığını azaltacak yapısal adımları hızlandırması gerekmektedir. Eğilmez’in uyarıları, küresel rüzgarların sertleştiği ve enerji maliyetlerinin yüksek seyrettiği bu dönemde, mali disiplinin ve proaktif rezerv yönetiminin hayati önemini bir kez daha kanıtlamaktadır.




