Türkiye ekonomisinin duayen isimlerinden Dr. Mahfi Eğilmez’in Hazine ve Merkez Bankası rezervlerinin son durumuna yönelik paylaştığı veriler, ekonomi çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. “Eyvah” dedirtecek cinsten olarak nitelendirilen bu veriler, özellikle makroekonomik dengeler ve rezerv yönetimi açısından kritik soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Küresel piyasalarda likidite koşullarının sıkılaştığı ve enerji maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir dönemde, Türkiye’nin rezerv pozisyonu hem yerli hem de yabancı yatırımcılar tarafından en hassas gösterge olarak takip ediliyor. Bugün itibarıyla USD/TL kurunun 45,9043 seviyesinde, EUR/TL kurunun ise 53,2960 seviyesinde dengelenmeye çalıştığı bir tabloda, kasanın gerçek durumu kur istikrarı açısından hayati bir önem taşıyor.
Bir ülkenin döviz rezervleri, özellikle dışa bağımlı ve enerji ithalatçısı ekonomiler için en önemli savunma kalkanıdır. Küresel piyasalar yazarı olarak her fırsatta dile getirdiğim gibi, petrol ve doğalgaz gibi temel emtiaların ithalat faturası doğrudan döviz rezervleri üzerinden ödenmektedir. Mahfi Eğilmez’in dikkat çektiği kasanın son durumu, Türkiye’nin olası dış şoklara karşı ne ölçüde hazırlıklı olduğunu gösteren bir ayna niteliğindedir. Rezervlerin kalitesi ve net rezervlerin swap yükümlülüklerinden arındırılmış seviyesi, ülkenin risk primini (CDS) doğrudan etkileyen en temel unsurdur. Eğer kasadaki net rezervler zayıf bir görünüm sergiliyorsa, bu durum küresel piyasalarda Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini artırıcı bir etki yaratır.
Mahfi Eğilmez’in analizlerinde sıkça vurguladığı gibi, sadece brüt rezervlere bakarak bir ekonominin sağlıklı olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir. Önemli olan, Merkez Bankası’nın kendi öz kaynaklarından oluşan ve swap gibi geçici borçlanma araçlarıyla şişirilmemiş net rezerv miktarıdır. Kasanın durumuna dair paylaşılan son veriler, yapısal reformların ve sıkı para politikası duruşunun ne denli kaçınılmaz olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Küresel ölçekte ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi devlerin faiz politikaları gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışını tetiklerken, güçlü bir kasaya sahip olmak en büyük güvencedir.
Enerji emtiaları cephesinden bakıldığında da durum oldukça hassastır. Brent ve WTI tipi ham petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerin cari açık dengesini doğrudan sarsmaktadır. Kasadaki döviz rezervlerinin yetersiz olması durumunda, enerji ithalatının finansmanı zorlaşmakta ve bu da döviz kurları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturmaktadır. Nitekim bugün GBP/TL kurunun 61,5139 seviyesinde bulunması, dış ticaret ortaklarımızla olan dengelerde rezerv gücünün ne kadar belirleyici olduğunu kanıtlar niteliktedir. Kasanın zayıflaması, ithal edilen her varil petrolün ve her metreküp doğalgazın ülke ekonomisine binen yükünü daha da ağırlaştırmaktadır.
Sonuç olarak, Mahfi Eğilmez’in kamuoyuyla paylaştığı ve endişe yaratan bu veriler, geçici çözümler yerine kalıcı ve yapısal adımların atılması gerektiğine işaret ediyor. Rezervlerin swap dışı net bazda artıya geçirilmesi, yabancı sermaye girişlerinin kalıcı yatırımlara dönüştürülmesi ve ihracat odaklı büyüme modelinin desteklenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, küresel piyasalardaki en ufak bir dalgalanma veya jeopolitik risk artışı, kasanın üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır. Yatırımcıların güvenini yeniden tesis etmek ve Türk lirasının değerini korumak için rezerv yönetiminde şeffaflık ve rasyonellik en temel kılavuz olmalıdır.




