Ekonomi dünyasının saygın isimlerinden Mahfi Eğilmez, son paylaşımlarıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve hazine kaynaklarının güncel durumuna dair kritik bir tablo ortaya koydu. ‘Kasanın son durumu’ olarak nitelendirilen bu veriler, makroekonomik istikrarın en temel direği olan rezerv yönetimi konusunda yeni bir tartışma başlattı. Bir Merkez Bankası yazarı olarak, bu tabloyu sadece rakamlar üzerinden değil, para politikasının hareket alanı ve fonlama maliyeti üzerindeki etkileriyle değerlendirmek gerekiyor. Rezervlerin kompozisyonu, piyasa oyuncularının TCMB’nin olası bir kur atağına karşı ne kadar mühimmatı olduğunu ölçtüğü en önemli metriktir.
Rezervlerin durumu, bir ülkenin dış şoklara karşı kalkanıdır. Mahfi Eğilmez’in dikkat çektiği noktalar, özellikle swap hariç net rezervler kaleminde yoğunlaşıyor. Teknik bir tabir olan swap, iki tarafın belirli bir süre için varlıklarını takas etmesi anlamına gelir. TCMB, yerel bankalarla yaptığı bu takaslarla rezervlerini kağıt üzerinde artırsa da, bu emanet dövizler çıkarıldığında geriye kalan ‘net’ rakam, gerçek likidite gücümüzü gösterir. Bugün piyasalarda USD/TL paritesinin 45,5977 seviyelerinde, EUR/TL kurunun ise 53,2744 bandında seyretmesi, bu likidite dengesinin ne kadar hassas olduğunu kanıtlıyor. Eğer kasa verilerindeki negatif seyir devam ederse, kur üzerindeki yukarı yönlü baskının kontrol edilmesi zorlaşabilir.
Para politikası açısından baktığımızda, rezervlerin zayıflığı TCMB’nin faiz patikası üzerindeki kararlılığını test eder. Fonlama maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir ortamda, Merkez Bankası’nın piyasayı fonlarken kullandığı araçların etkinliği, elindeki döviz likiditesiyle doğrudan ilişkilidir. Gram Altın fiyatlarının 6.644,89 TL seviyesine gerilemesi ve Ons Altın tarafındaki %2,37’lik düşüş, küresel piyasalarda doların gücünü koruduğunu gösteriyor. Bu durum, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için ‘kasanın’ dolu olmasını çok daha hayati bir hale getiriyor. Mahfi Eğilmez’in uyarıları, aslında yapısal reformların ve sıkı para politikasının tavizsiz uygulanması gerektiğine dair bir alarm niteliği taşıyor.
Gelecek dönemde TCMB’nin likidite yönetimi stratejisi, piyasadaki fazla TL’yi sterilize etme yeteneğiyle ölçülecek. Mevcut veriler ışığında, faiz oranlarının uzun süre yüksek kalması kaçınılmaz görünüyor. Çünkü rezerv biriktirme sürecinde kurun cazibesini düşük tutmak ve TL’ye olan talebi artırmak zorundayız. GBP/TL 61,0671 seviyesine gerilerken, paritelerdeki bu oynaklık Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltıyor. Eğilmez’in işaret ettiği veriler, sadece birer istatistik değil; aynı zamanda yatırımcının güven endeksini belirleyen temel unsurlardır. Güvenin sarsıldığı bir ortamda, sermaye girişlerinin yavaşlaması ‘kasa’ üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır.
Sonuç olarak, Mahfi Eğilmez’in paylaştığı rakamlar, makro ihtiyati tedbirlerin ve para politikasındaki sıkılığın neden devam etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. TCMB’nin rezervlerini swaplardan arındırılmış şekilde artıya geçirmesi, enflasyonla mücadele ve kur istikrarı için en öncelikli hedeftir. Piyasa verilerindeki dalgalanmalar, özellikle gümüş fiyatlarındaki %8,84’lük sert düşüş gibi emtia hareketleri, küresel risk iştahının ne kadar değişken olduğunu hatırlatıyor. Türkiye’nin bu fırtınalı denizde güvenli liman olabilmesi için ‘kasanın’ yani rezervlerin gerçek anlamda güçlendirilmesi şarttır. Faiz patikasında yapılacak herhangi bir erken gevşeme, Mahfi Eğilmez’in ‘eyvah’ dediği tabloyu daha da derinleştirebilir.




