Ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez tarafından paylaşılan ve merkez bankası rezervlerinin son durumunu ortaya koyan veriler, ekonomi kamuoyunda derin bir yankı uyandırdı. Merkez bankalarının “kasası” olarak nitelendirilen rezervlerin analizi, bir ülkenin dış şoklara karşı dayanıklılığını ve para politikasının hareket alanını belirleyen en temel unsurdur. Bu bağlamda, Eğilmez’in dikkat çektiği tabloyu, para politikası ve rezerv yönetimi perspektifinden soğukkanlı bir şekilde analiz etmek gerekiyor. Merkez bankacılığında kasa mevcudu sadece brüt rakamlardan ibaret değildir; asıl belirleyici olan net rezervler ve özellikle swap hariç net rezerv pozisyonudur.
Teknik bir açıklama yapmak gerekirse, swap (para takası) anlaşmaları, merkez bankalarının geçici olarak döviz likiditesi sağlamak amacıyla başvurduğu bir yöntemdir. Ancak bu yöntemle elde edilen dövizler, merkez bankasının mülkiyetinde olan kalıcı rezervler değildir; belirli bir vade sonunda geri iade edilmek üzere ödünç alınmış yükümlülüklerdir. Dolayısıyla, toplam rezervlerden bu swap yükümlülükleri çıkarıldığında elde edilen “swap hariç net rezerv” göstergesi, kasadaki gerçek sahipliği gösterir. Eğilmez’in işaret ettiği endişe verici tablo da tam olarak bu kalıcı rezervlerin yetersizliği ve yükümlülüklerin büyüklüğü ile doğrudan ilişkilidir.
Piyasalardaki güncel duruma baktığımızda, USD/TL kurunun 45,9770 seviyesinde, EUR/TL kurunun ise 53,6600 seviyesinde dengelendiğini görüyoruz. Döviz kurlarındaki bu hassas denge, merkez bankasının rezerv biriktirme ve piyasaya likidite sağlama kabiliyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Rezervlerin zayıf seyretmesi, fonlama maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken, para politikasının aktarım mekanizmasını da zayıflatmaktadır. Güçlü bir rezerv pozisyonu olmadan, döviz kurlarındaki oynaklığı kontrol etmek ve enflasyon beklentilerini çıpalamak oldukça güçleşmektedir.
Bu durum, önümüzdeki dönemdeki faiz patikası üzerinde de belirleyici bir rol oynayacaktır. Merkez bankasının sıkı para politikası duruşunu sürdürmesi ve fonlama maliyetlerini yüksek tutması, rezerv kalitesini artırmak için yabancı sermaye girişini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Ancak, sadece yüksek faiz oranları ile rezerv biriktirmeye çalışmak, sürdürülebilir bir makroekonomik denge sağlamak için tek başına yeterli değildir. Rezervlerin kalıcı olarak iyileşmesi için güven veren, şeffaf ve öngörülebilir bir para politikası çerçevesinin kararlılıkla uygulanması şarttır.
Makroekonomik etkiler açısından bakıldığında, zayıf rezerv yapısı ülkenin risk primini (CDS) olumsuz etkilemekte ve dış borçlanma maliyetlerini artırmaktadır. Yatırımcılar, bir ülkenin borç ödeme kapasitesini değerlendirirken ilk olarak merkez bankasının net rezerv pozisyonuna bakarlar. Mahfi Eğilmez’in paylaştığı verilerin yarattığı “eyvah” algısı, yapısal reformlar ve sıkı para politikası adımları hızlandırılmadığı takdirde, dış finansman bulma kolaylığının sekteye uğrayabileceği endişesinden kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak, merkez bankasının rezerv kalitesini artırması ve swap bağımlılığını azaltması, orta vadeli ekonomik istikrarın anahtarıdır. Doviz Haber okuyucuları için vurgulamak gerekir ki; faiz kararları ve likidite yönetimi adımları yakından izlenirken, kasadaki gerçek rezervlerin gelişim trendi de en az faiz oranları kadar kritik bir gösterge olmaya devam edecektir. Yapısal adımlarla desteklenmeyen geçici çözümler, uzun vadede rezerv kırılganlığını çözmekte yetersiz kalacaktır.




