Orta Doğu coğrafyasında bir süredir devam eden jeopolitik risklerin zayıflaması, küresel finansal piyasalarda olduğu gibi Türkiye piyasalarında da belirgin bir rahatlama dalgası yaratıyor. Risk iştahının küresel ölçekte toparlanmasıyla birlikte, Türk lirası varlıklar üzerindeki baskının hafiflediğini gözlemliyoruz. Bugün itibarıyla USD/TL kuru 46,6781 seviyesinde dengelenirken, EUR/TL ise 53,2294 seviyesinden işlem görüyor. Jeopolitik tansiyonun düşmesi, Türkiye’nin risk primini olumlu etkileyerek makroekonomik dengelenme sürecine katkı sağlıyor ve gözleri doğrudan para politikasının geleceğine çeviriyor.
Merkez bankacılığı perspektifinden bakıldığında, jeopolitik risklerin azalması para politikası aktarım mekanizmasını doğrudan destekleyen bir unsurdur. Para politikası kararları alınırken, dışsal şokların döviz kuru ve enflasyon üzerindeki geçişkenliği her zaman yakından izlenir. Tansiyonun düşmesiyle birlikte, swap piyasalarındaki likidite koşulları ve yabancı portföy akışları daha öngörülebilir bir patikaya oturmaktadır. Bu durum, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) elini rahatlatarak, bankacılık sisteminin fonlama maliyeti üzerindeki yukarı yönlü baskıyı azaltmaktadır. Risk primindeki düşüş, yerel bankaların yurt dışı borçlanma maliyetlerini de aşağı çekerek kredi piyasalarında bir rahatlama potansiyeli sunmaktadır.
Piyasalarda ana gündem maddesi, bu olumlu dış iklimin olası bir faiz indirimi sürecini ne ölçüde öne çekebileceğidir. TCMB’nin sıkı para politikası duruşu, iç talebi dengelemek ve enflasyon beklentilerini çıpalamak adına kararlılıkla sürdürülüyor. Ancak, jeopolitik risklerin geri çekilmesiyle azalan kur oynaklığı, merkez bankasına manevra alanı tanımaktadır. Faiz patikası üzerinde yapılacak herhangi bir değişiklik, makroekonomik göstergelerin kalıcı bir iyileşme göstermesine bağlıdır. Uzmanlar, politika faizinde yapılacak bir indirimin ancak enflasyonun ana eğiliminde kalıcı bir düşüş gözlendiğinde ve piyasa fonlama maliyetlerinin bu patikayı desteklediğinde rasyonel olacağını vurgulamaktadır.
Küresel risk algısındaki bu yumuşama, güvenli liman olarak görülen değerli metaller üzerinde de etkisini gösteriyor. Gerilimin azalmasıyla birlikte altın fiyatlarında hafif bir geri çekilme yaşanıyor; nitekim Gram Altın 5.983,40 TL seviyesine gerilerken, Ons Altın ise $3.987,39 seviyesinden işlem görüyor. Güvenli limanlardan çıkış yapan sermayenin, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasaların tahvil ve hisse senedi piyasalarına yönelmesi, yerel finansal koşulların gevşemesine yardımcı olmaktadır.
Önümüzdeki dönemde, makroekonomik göstergelerin seyri ve özellikle enflasyon verileri, faiz indirim döngüsünün başlangıç noktasını belirlemede kritik rol oynayacaktır. TCMB, faiz kararını şekillendirirken sadece iç dinamikleri değil, Fed ve ECB gibi majör merkez bankalarının politika adımlarını da hesaba katmak durumundadır. Küresel likidite koşullarının elverdiği ölçüde, Türkiye’nin reel getiri avantajını koruyarak atacağı adımlar, sermaye kaçışını önlemek açısından hayati önem taşımaktadır. Jeopolitik istikrarın sürmesi durumunda, Türkiye piyasalarındaki bu olumlu hava kalıcı hale gelebilir ve yılın ikinci yarısında kontrollü bir gevşeme süreci gündeme gelebilir.
Sonuç olarak, Orta Doğu’da azalan gerilim Türkiye’nin makro-finansal istikrarını güçlendiren önemli bir rüzgar sağlamaktadır. Yatırımcıların ve piyasa aktörlerinin odağı artık tamamen enflasyonun düşüş hızına ve TCMB’nin faiz patikasına yönelik vereceği sinyallere kaymıştır. Sıkı duruşun korunarak, finansal koşulların elverdiği ölçüde kademeli bir normalleşme sürecine girilmesi, önümüzdeki dönemin en temel para politikası stratejisi olacaktır.




