Küresel finansal sistemin ana yönünü tayin ederken ilk bakılması gereken yer her zaman ABD 10 yıllık tahvil faizleri ve ardından gelen majör endekslerin hareketidir. Bugün karşı karşıya kaldığımız makroekonomik tablo, jeopolitik riskler ile finansal piyasaların fiyatlama davranışları arasında son derece belirgin bir kopukluk olduğunu gösteriyor. Savaş ve bölgesel çatışma risklerinin küresel enflasyonu doğrudan tehdit ettiği bir dönemden geçiyoruz. Ancak tahvil piyasası ve hisse senedi endeksleri, Federal Rezerv’in (Fed) bu risklere karşı takınabileceği şahin tavrı yeterince ciddiye almıyor ve bu durum küresel piyasalarda bir illüzyon yaratıyor.
Savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik maliyeti, öncelikle enerji ve emtia fiyatları üzerinden kendisini hissettirir. Tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalar, limanlardaki gecikmeler ve artan lojistik maliyetleri, küresel çapta yeni bir enflasyon dalgasını tetikleme potansiyeline sahiptir. Normal şartlar altında, bu tür bir arz yönlü şokun merkez bankalarını daha sıkı bir para politikası duruşuna zorlaması beklenir. Buna karşın, piyasa aktörlerinin Fed’in şahinliğini fiyatlamıyor oluşu, küresel risk iştahının yapay bir iyimserlik içinde olduğunu düşündürmektedir. Yatırımcılar, jeopolitik risklerin yaratacağı enflasyonist baskıyı adeta görmezden gelmektedir.
Piyasalardaki bu kayıtsızlık, tahvil getirilerinin mevcut seviyelerinde ve emtia fiyatlamalarında da kendisini gösteriyor. Örneğin, güvenli liman arayışının en net göstergelerinden biri olan Ons Altın fiyatı 4.032,46 dolar seviyesinde dengelenirken, günlük bazda yüzde 0,69’luk hafif bir geri çekilme kaydediyor. Benzer şekilde iç piyasada USD/TL kuru 47,0573 seviyesinden işlem görüyor. Bu veriler, jeopolitik risklerin varlığına rağmen piyasaların henüz büyük bir panik moduna girmediğini ve Fed’in faiz oranlarını uzun süre yüksek tutacağı senaryosunu tam olarak satın almadığını ortaya koyuyor. Ancak bu durum, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Bu noktada en büyük stratejik hata, enflasyonist baskıların geçici olacağına dair beslenen aşırı iyimser inançtır. Savaş kaynaklı bütçe açıkları, devletlerin savunma harcamalarındaki artışlar ve küreselleşmeden uzaklaşma eğilimleri, yapısal olarak yüksek enflasyonu besleyen temel unsurlardır. Eğer Fed, bu kalıcı riskler karşısında beklenenden daha uzun süre şahin kalmak zorunda kalırsa, şu an bu ihtimali göz ardı eden piyasalarda sert bir düzeltme kaçınılmaz olacaktır. ABD 10 yıllık tahvil faizleri üzerindeki yukarı yönlü baskının yeniden canlanması, hisse senedi piyasalarında ve gelişmekte olan ülke para birimlerinde ciddi bir satış dalgası yaratabilir.
Gelişmekte olan piyasalar açısından durum daha da hassas bir boyuttadır. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek olan ekonomilerde, küresel faizlerin yüksek kalması doğrudan borçlanma maliyetlerini etkiler. Şu an için EUR/TL paritesinin 54,0648 ve GBP/TL paritesinin 63,7637 seviyelerinde seyretmesi, küresel likidite koşullarının henüz tam anlamıyla sıkışmadığını gösteriyor. Ancak Fed’in şahinleşmek zorunda kalacağı bir senaryoda, bu pariteler üzerindeki baskı kaçınılmaz olarak artacaktır. Piyasanın bu gerçeği fiyatlamaktan kaçınması, gelecekteki şokların şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Sonuç olarak, küresel piyasalar oldukça tehlikeli bir dengede duruyor. Savaşın enflasyonist tehditleri kapıdayken, Fed’in şahin adımlar atabileceği gerçeğini göz ardı etmek rasyonel bir strateji değildir. Yatırımcıların ve analistlerin, kısa vadeli iyimser dalgalanmalar yerine, tahvil piyasasındaki derin dinamikleri ve enflasyonun kalıcı seyrini yakından takip etmesi gerekmektedir. Büyük resim, mevcut fiyatlamaların jeopolitik gerçeklerle tam olarak örtüşmediğini ve piyasanın sert bir uyanışa gebe olduğunu fısıldıyor.




