Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki algısını ve finansal güvenilirliğini gösteren en önemli barometrelerden biri olan ülke risk primi (CDS), son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte sert bir gerileme kaydetti. Yaşanan bu düşüşle birlikte Türkiye’nin CDS oranı, küresel ve bölgesel gerilimlerin tırmandığı savaş öncesi dönemdeki seviyelerine geri döndü. Finansal piyasalar açısından oldukça kritik bir eşik olan bu gelişme, ülkenin dış borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyecek bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Merkez bankası politikaları ve makroekonomik dengeler açısından bu düşüşün ne anlama geldiğini yakından incelemek gerekiyor.
Teknik bir kavram olarak CDS (Credit Default Swap), yani kredi risk primi, bir ülkenin dış borçlarını ödeyememe riskine karşı alınan bir sigorta poliçesi gibi çalışır. CDS priminin düşmesi, uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye yönelik risk algısının azaldığını ve ülkenin finansal varlıklarına olan güvenin arttığını gösterir. Para politikası penceresinden baktığımızda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından atılan kararlı adımların, sıkı para politikası duruşunun ve rezerv biriktirme stratejisinin bu düşüşte birincil rol oynadığını söyleyebiliriz. Güven veren bir para politikası patikası, risk primini aşağı çekerek makroekonomik istikrarı destekler.
Risk primindeki bu sert düşüşün en somut etkileri, bankacılık sektörünün ve hazinenin dış fonlama maliyetleri üzerinde görülecektir. CDS oranlarının gerilemesi, Türk bankalarının ve şirketlerinin uluslararası piyasalardan daha uygun maliyetlerle sendikasyon kredisi ve tahvil ihracı yoluyla borçlanabilmesini sağlar. Aynı zamanda swap piyasalarındaki likidite koşullarını da rahatlatarak yabancı sermaye girişlerini hızlandırıcı bir etki yaratır. Bugün itibarıyla piyasalara baktığımızda USD/TL kurunun 46,4670 seviyesinde, EUR/TL kurunun ise 53,2865 seviyesinde dengelendiğini görüyoruz. Risk primindeki azalış, döviz kurları üzerindeki oynaklığı da sınırlayan en önemli kalkanlardan biridir.
Uluslararası sermaye akımlarının yönünü belirleyen en temel unsurdur risk algısı ve bu durum doğrudan yerel tahvil piyasasını da etkilemektedir. CDS priminin gerilemesiyle birlikte, yabancı yatırımcıların Türkiye devlet tahvillerine olan talebinin artması beklenir. Bu durum, hazinenin iç borçlanma faizlerinin de aşağı gelmesini sağlayarak kamu maliyesi üzerindeki faiz yükünü hafifletir. Küresel piyasalarda dalgalanmalar devam ederken, örneğin GBP/TL kuru 61,5651 seviyesinde işlem görürken, Türkiye’nin kendi risk primini kontrol altına alabilmesi, makroekonomik dengelerin korunması açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Küresel piyasalarda jeopolitik risklerin ve enflasyonist baskıların sürdüğü bir dönemde, Türkiye’nin risk priminin savaş öncesi seviyelere gerilemesi oldukça değerlidir. Güvenli liman arayışlarının sürdüğü bu ortamda, Ons Altın fiyatının 4.209,02 dolar seviyesinde bulunması ve yurt içinde Gram Altın fiyatının 6.287,44 TL seviyesinde seyretmesi küresel risk iştahının karmaşık yapısını ortaya koyuyor. Ancak Türkiye’nin kendi içsel risk primini düşürebilmiş olması, küresel dalgalanmalara karşı ülkenin ekonomik dayanıklılığını artıran en temel unsurdur. Yatırımcıların Türkiye varlıklarına yönelik bakış açısı, bu düşüşle birlikte pozitif yönde evrilmektedir.
Sonuç olarak, CDS primindeki bu gerilemenin kalıcı olması ve faiz patikasının bu doğrultuda şekillenmesi, önümüzdeki dönemin en kritik başlığı olacaktır. Merkez bankasının kararlı duruşu ve mali disiplinin sürdürülmesi, risk priminin düşük seviyelerde kalmasını sağlayacaktır. Kemal Hakverir olarak vurgulamak isterim ki; CDS oranlarındaki bu iyileşme, Türkiye’nin küresel finans sistemine daha güçlü entegre olabilmesi ve borçlanma maliyetlerini kalıcı olarak düşürebilmesi adına kaçırılmaması gereken büyük bir fırsattır. Önümüzdeki süreçte para politikasındaki kararlılık, bu olumlu tablonun devamlılığını belirleyecektir.




