Küresel finansal sistemin ana çıpası kabul edilen ABD 10 yıllık tahvil faizleri, piyasalardaki likidite kompozisyonunu ve risk iştahını belirlemeye devam ediyor. Tahvil getirilerindeki her hareket, gelişmekte olan piyasaların sermaye maliyetleri üzerinde doğrudan bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Bu makroekonomik çerçevede, Türkiye’nin 5 yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primlerinde gözlemlenen sert geri çekilme, ülkenin risk algısında radikal bir iyileşmeye işaret etmektedir. Risk priminin savaş öncesi seviyelere dönmesi, uluslararası sermaye piyasalarında Türk varlıklarına yönelik iskonto oranlarının yeniden ayarlandığını ve piyasa aktörlerinin rasyonel zemine dönüşü fiyatladığını göstermektedir.
CDS primlerindeki bu düşüş, sadece yerel bir gelişme değil, aynı zamanda küresel yatırımcıların riskli varlıklara yönelik seçici yaklaşımının bir sonucudur. Teknik bir perspektifle bakıldığında, risk primindeki bu daralma, Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini doğrudan aşağı çeken bir mekanizmayı tetiklemektedir. Hazine ve özel sektörün yurt dışı piyasalardan daha uygun maliyetlerle fon sağlamasının önü açılırken, bu durum makro finansal istikrarın tahkimi açısından kritik bir eşik olarak değerlendirilmelidir. Savaş öncesi seviyelerin referans alınması, jeopolitik risklerin fiyatlamalar üzerindeki baskısının azaldığını ve ekonomik rasyonalitenin ön plana çıktığını teyit etmektedir. ABD 10 yıllık tahvil faizleri ve küresel endekslerin seyri, bu sürecin sürdürülebilirliği açısından yakından takip edilmelidir.
Döviz piyasalarındaki denge arayışı, CDS tarafındaki iyileşmeyle eşzamanlı bir seyir izlemektedir. Mevcut piyasa verilerine göre USD/TL paritesinin 45,2216 seviyesinde, EUR/TL’nin ise 52,9089 bandında hareket etmesi, kur oynaklığının belirli bir disiplin içerisine girdiğini göstermektedir. Risk primindeki sert gerileme, kur üzerindeki spekülatif baskıları hafifletirken, reel sektörün öngörülebilirlik ufkunu genişletmektedir. Ancak, küresel enflasyonist baskılar ve majör merkez bankalarının faiz patikaları, bu dengenin ne kadar kalıcı olacağı konusunda ihtiyatlı bir duruş sergilemeyi zorunlu kılmaktadır. GBP/TL tarafındaki 61,2960 seviyesi de bu genel stabilizasyon çabasının bir parçası olarak okunabilir.
Emtia cephesinde ise daha karmaşık bir tablo söz konusudur. Ons Altın fiyatının $4.545,25 seviyesine yükselerek %0,49’luk bir artış kaydetmesi, küresel ölçekte güvenli liman talebinin hala diri olduğunu kanıtlamaktadır. Yerel piyasada Gram Altın 6.608,18 TL seviyesinden işlem görürken, Gram Gümüş’ün 106,84 TL ile %1,07 değer kazanması, yatırımcıların portföy çeşitlendirme stratejilerinde değerli metallere verdikleri önemi koruduklarını göstermektedir. CDS primindeki düşüşe rağmen altın fiyatlarındaki bu yüksek seyir, küresel jeopolitik belirsizliklerin fon yöneticileri tarafından tamamen göz ardı edilmediğinin ve risk yönetiminin önceliğini koruduğunun bir işaretidir.
Finansal piyasaların derinliği açısından, risk primindeki bu iyileşmenin bankacılık sektörü üzerindeki etkileri de stratejik önemdedir. Sermaye yeterlilik rasyoları ve sendikasyon kredileri üzerindeki maliyet baskısının azalması, kredi kalitesini artırabilecek bir unsurdur. Cumhuriyet Altını fiyatlarındaki 43.322,00 TL’lik ve %-2,70 oranındaki düzeltme ile Ceyrek Altin tarafındaki 10.821,87 TL’lik seviyeler, piyasadaki farklı enstrümanlar arasındaki likidite geçişkenliğini yansıtmaktadır. Stratejik bir bakış açısıyla, CDS’teki bu geri çekilme, Türkiye’nin uluslararası finansal entegrasyonu ve yatırım çekme kapasitesi doğrultusunda önemli bir kilometre taşıdır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin risk priminin savaş öncesi seviyelere dönmesi, makroekonomik dengelenme sürecinin rüştünü ispat etmesi açısından değerlidir. ABD tahvil getirileri ve küresel endekslerin performansı, bu iyileşmenin kalıcılığı üzerinde belirleyici olmaya devam edecektir. Yatırımcılar için ana odak noktası, risk primindeki bu düşüşün yapısal reformlarla desteklenip desteklenmeyeceği olmalıdır. Mevcut konjonktür, Türk varlıkları için bir fırsat penceresi sunsa da, küresel finansal koşulların değişkenliği ve likidite akışlarındaki hassasiyet her zaman masada kalmaya devam edecektir. Bahadır Dinç olarak piyasaların bu soğukkanlı düzeltmesini yakından izlemeyi sürdüreceğiz.





Leave a comment