Küresel piyasalarda sermaye akışlarını kontrol eden temel mekanizma, borçlanma maliyetleri ve likidite koşulları arasındaki hassas dengedir. Stratejik bir perspektifle bakıldığında, ABD 10 yıllık tahvil faizleri piyasanın ana pusulası olma özelliğini sürdürmektedir. Tahvil getirilerindeki her yukarı yönlü kıpırdanma, faiz getirisi sunmayan değerli metaller üzerinde doğrudan bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Mevcut konjonktürde, küresel endekslerin risk iştahı ile enflasyon endişeleri arasında sıkıştığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, yatırımcıların güvenli liman arayışını tetiklese de, merkez bankalarının para politikası setindeki sert duruş bu talebi dengelemektedir.
Ons altın fiyatlamalarına baktığımızda, metalin 4.550,25 dolar seviyesinde bir denge arayışı içerisinde olduğunu gözlemliyoruz. 4.500 dolar seviyesinin üzerinde tutunma çabası teknik açıdan bir direnç göstergesi olarak okunabilir; ancak bu yükseliş isteğinin önündeki en büyük engel Federal Rezerv (Fed) kaynaklı beklentilerdir. Piyasa aktörleri, Fed’in sıkılaşmacı para politikasını ne kadar süre daha koruyacağını anlamaya çalışırken, şahin tondaki açıklamalar altının yukarı yönlü marjını sistematik bir şekilde daraltmaktadır. Ons altın için 4.500 dolar üzerindeki kalıcılık, ancak makroekonomik verilerin Fed’i geri adım atmaya zorlamasıyla anlam kazanacaktır.
Yurt içi piyasalarda ise döviz kurlarındaki stabilite ve ons fiyatındaki bu sınırlı hareketlilik, gram altın fiyatlarını 6.615,40 TL seviyesine taşımıştır. USD/TL kurunun 45,2262 seviyesindeki seyri, yerel altın fiyatlamalarında çarpan etkisini korumaktadır. Gram altın yatırımcısı için küresel ons fiyatındaki her 1 dolarlık değişim, kurun mevcut seviyesi nedeniyle yerel bazda daha belirgin sonuçlar doğurmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, küresel piyasalarda dolar endeksinin (DXY) gücünü koruması, altının dolar cinsinden maliyetini artırarak küresel talebi baskılayan bir diğer unsurdur.
Piyasa dinamikleri içerisinde Cumhuriyet Altını tarafında izlenen 44.523,00 TL seviyesi ve %1,00 oranındaki geri çekilme, fiziksel talep ile kağıt üzerindeki fiyatlamalar arasındaki kısa vadeli uyumsuzlukları yansıtmaktadır. Öte yandan, Ons Altın tarafındaki %0,60’lık prim, jeopolitik risklerin veya sistemik endişelerin piyasada hala bir alt taban oluşturduğunu kanıtlamaktadır. Buna rağmen, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,50 ve üzeri seviyelerde konsolide olması durumunda, altının 4.600 dolar yolculuğu bir süre daha ertelenebilir. Stratejik olarak, faiz beklentilerinin netleşmediği bir ortamda agresif pozisyon almanın riskleri göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak, altın piyasası bir tarafta 4.500 dolar üzerindeki teknik gücünü korumaya çalışırken, diğer tarafta Fed’in sıkı para politikası duvarına çarpmaktadır. Gram Gümüş fiyatındaki 106,99 TL seviyesi ve %1,21’lik artış, değerli metaller grubunda genel bir hareketliliğe işaret etse de, ana yönü her zaman olduğu gibi Fed’in faiz patikası tayin edecektir. Küresel endekslerdeki satış baskısının artması durumunda altının güvenli liman özelliği tekrar ön plana çıkabilir; fakat mevcut durumda piyasa, veriye dayalı ve temkinli bir bekleyiş içerisindedir. ABD 10 yıllık tahvil faizleri gerilemediği sürece, ons altında kalıcı bir ralli beklemek rasyonel bir yaklaşım olmayacaktır.





Leave a comment