Küresel finansal sistemin ana omurgasını oluşturan ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki hareketlilik, gelişmekte olan piyasaların hareket alanını belirlemeye devam ediyor. Tahvil cephesindeki her yukarı yönlü kıpırdanma, küresel sermaye akışlarının yönünü değiştirirken, majör hisse senedi endekslerinde de temkinli ve baskılı bir bekleyişi beraberinde getiriyor. Enflasyonist baskıların tam anlamıyla kontrol altına alınamadığı bu makroekonomik konjonktürde, majör merkez bankalarının manevra alanı giderek daralıyor. Böylesi bir küresel iklimde, risk iştahının sınırlandığı ve sermayenin daha seçici, daha korumacı hareket ettiği bir döneme şahitlik ediyoruz. Dolayısıyla, küresel piyasalardaki bu sıkı duruş, gelişmekte olan ülkelerin para politikaları üzerinde de doğrudan belirleyici bir baskı unsuru oluşturuyor.
Küresel ölçekteki bu sıkılaşma eğilimi ve yüksek faiz ortamı, yurt içi piyasalarda da doğrudan karşılık buluyor ve fiyatlamaları şekillendiriyor. Güncel verilere baktığımızda, USD/TL kuru 46,8444 seviyesinde dengelenirken, EUR/TL 53,5985 ve GBP/TL ise 62,7310 seviyelerinden işlem görüyor. Küresel altın fiyatlarında yaşanan dalgalanmalarla birlikte ons altın 4.121,61 dolara gerilerken, yurt içinde gram altın fiyatı da 6.206,50 TL seviyesinde seyrediyor. Bu veriler, makro ihtiyati tedbirlerin ve para politikasındaki kararlılığın ne denli kritik olduğunu, dışsal şoklara karşı tampon mekanizmalarının güçlü tutulması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu doğrultuda, uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politikalarına yönelik analizleri de derinleşiyor. Son dönemde atılan adımların yabancı kurumlar nezdindeki yankıları yakından takip ediliyor. Son olarak Alman bankacılık devi Commerzbank, TCMB’nin son faiz kararı ve para politikası duruşuna ilişkin dikkat çekici bir değerlendirme yayımladı. Banka analistleri tarafından yapılan değerlendirmede, Türkiye’deki mevcut enflasyon dinamikleri ve makroekonomik göstergeler ışığında, para politikasında gevşeme adımları atmak için henüz oldukça erken olduğu net bir dille ifade edildi. Bu durum, dış analistlerin de sıkı duruşun korunması yönündeki beklentilerini teyit ediyor.
Commerzbank’ın analizinde öne çıkan en temel unsur, dezenflasyon sürecinin kalıcı hale gelmesi için sıkı para politikasının tavizsiz bir şekilde sürdürülmesi gerektiği yönünde şekilleniyor. Erken atılacak bir gevşeme adımının, bugüne kadar büyük özverilerle elde edilen kazanımları riske atabileceği uyarısında bulunuluyor. Küresel piyasalarda merkez bankalarının faiz indirim süreçlerini son derece titizlikle ve yavaş yönettiği bir dönemde, TCMB’nin de benzer şekilde ihtiyatlı kalması gerektiği vurgulanıyor. Enflasyon beklentilerindeki çıpalama tam anlamıyla sağlanmadan ve fiyat istikrarı kalıcı olarak tesis edilmeden atılacak adımlar, piyasa istikrarını bozma potansiyeli taşıyor.
Sonuç olarak, küresel tahvil piyasalarındaki yüksek seyrin ve sıkı para politikası rüzgarlarının estiği bu dönemde, TCMB’nin de Commerzbank’ın işaret ettiği gibi temkinli duruşunu koruması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Enflasyonla mücadelede kararlılık gösterilmesi, TL varlıklara olan küresel güvenin sürdürülebilirliği açısından birincil öncelik olmaya devam edecektir. Önümüzdeki süreçte, hem küresel endekslerin seyri hem de yurt içindeki enflasyon verileri, para politikasının yönünü tayin etmede en önemli parametreler olacaktır. Erken bir gevşeme sinyalinin piyasa tarafından olumsuz fiyatlanabileceği gerçeği, ekonomi yönetiminin de masasında durmaktadır.




