Küresel varlık fiyatlamalarını ve sermaye akışlarını okurken bakılması gereken ilk gösterge her zaman ABD 10 yıllık tahvil faizleridir. Küresel borçlanma maliyetlerinin ve sermaye maliyetinin temel nirengi noktası olan bu oran, gelişmekte olan piyasaların (EM) kaderini doğrudan tayin eden bir mekanizmaya sahiptir. Faizlerin yüksek seyrettiği ve Dolar likiditesinin daraldığı dönemlerde riskli varlıklardan kaçış hızlanırken, gevşeme emareleri belirdiğinde sermaye daha yüksek getiri sunan gelişen ülke piyasalarına yönelme eğilimi gösterir.
Yapay zeka odaklı analiz platformu Kavout tarafından gündeme taşınan “Gelişmekte Olan Piyasaları Satın Alma Zamanı Geldi mi?” sorusu, tam da bu makroekonomik dengelerin yeniden tartıldığı bir konjonktüre denk geliyor. Gelişmiş ülke borsalarında değerlemelerin tarihsel ortalamaların üzerine çıkması, fon yöneticilerini daha makul çarpanlara sahip alternatif pazarlara bakmaya zorlamaktadır. Ancak zamanlamanın doğruluğu, sadece çarpan ucuzluğu ile değil, küresel likidite koşullarının elverişliliği ile ölçülür.
Küresel ölçekte risk iştahının durumu ve sermaye hareketlerinin yönü incelendiğinde, varlık sınıflarındaki dengeli tutum dikkat çekmektedir. An itibarıyla piyasalarda USD/TL 47,3794 seviyesinden işlem görürken, küresel güvenli liman talebinin bir yansıması olarak Ons Altın $4.053,21 seviyesinde dengelenmektedir. Yurt içi piyasada ise Gram Altın 6.168,06 TL seviyesinde seyrederken, bu veriler yatırımcıların riskli varlıklara geçiş konusunda henüz tamamen agresif davranmadığına işaret etmektedir.
Gelişmekte olan piyasalar tek bir blok olarak değerlendirilemez. Her ülkenin dış borç yapısı, cari dengesi ve merkez bankası politikaları farklı risk primleri yaratmaktadır. Kavout gibi platformların algoritma tabanlı değerlendirmeleri teknik ve nicel olarak fırsat bölgelerine işaret etse de temel makro dengelerin teyidi alınmadan atılacak adımlar risk taşır. Özellikle ABD tahvil getirilerindeki ol olası kırılmalar takip edilmeden gelişen ülke hisse senetlerine yapılacak geniş çaplı sermaye tahsisleri konjonktürel engellere takılabilir.
Sonuç olarak, gelişmekte olan piyasalar için kalıcı bir alım penceresinin açılması, ABD merkez bankası politikalarının ve küresel tahvil faizlerinin çizeceği net patikaya bağlıdır. Sermayenin gelişen ülkelere yönelmesi bir süreç meselesidir ve stratejik pozisyonlanma için faiz kanalındaki gevşemenin somutlaşması beklenmelidir. Yatırımcıların coşkulu beklentiler yerine veri odaklı ve soğukkanlı duruşlarını korumaları gereken bir dönemden geçilmektedir.




